kentsel-donusum

I. KENTSEL DÖNÜŞÜM

A. Kentsel Dönüşüm Kavramı ve Tanımı

Dönüşüm kelimesinin sözlük anlamı; olduğundan başka bir biçime girme, başka bir durum alma, şekil değiştirme, tahavvül, inkılap, transformasyon, özden değişme şeklinde ifade edilmektedir. Bu yönden kentsel dönüşüm terimi, şehir alanlarının mevcut durumunun değişmesi veya zamanla şekil değiştirmek suretiyle başkalaşması olarak tanımlanabilir.

İngilizce’deki “Urban transformasion” kavramının karşılığı olarak dilimize geçen kentsel dönüşüm kavramının sözlük anlamı ise “kentin imar planına uymayan, ruhsatsız binaların yıkılıp, planlara uygun olarak toplu yerleşim alanlarının oluşturulması” şeklinde tanımlanmıştır.

Birden çok aktörü, stratejisi ve mekanı olan bir süreç olarak değerlendirilen ve ülkemiz hukuk metinlerinde yer alması çok eskiye dayanmamakla birlikte, yerel yönetimler tarafından adeta bir sihirli değnek gibi kullanılan kentsel dönüşümün anlamı ve kapsamı hakkında farklı görüşler bulunmaktadır.

Kentsel dönüşüm, hakkında tanım birliği sağlanmış bir kavram değildir. “Kentsel dönüşümün tanımları, vurguladıkları vizyon, amaç, strateji ve yöntemlere göre farklılık gösteriyor”. Doktrinde farklı tanımlamaları yapılan ve içerdiği yenileme, sağlıklılaştırma, yeniden canlandırma, koruma gibi kavramlar nedeniyle dinamik bir yapıya sahip olan kentsel dönüşüm kavramı batılı ülkelerde 19. yüzyıldan itibaren uygulanmaya başlamıştır.

Kentsel dönüşüm; sosyal, ekonomik, fiziksel ve çevresel dinamikleri ile bir bütün olup, kentsel sorunların çözümünü sağlayan ve değişime uğrayan bir bölgenin ekonomik, fiziksel, sosyal ve çevresel koşullarına kalıcı bir çözüm sağlamaya çalışan kapsamlı bir vizyon ve eylem olarak tanımlandığı gibi, “kentleri ve kent özeklerinin tümünü ya da bir bölümünü, günün değişen koşullarına daha iyi çevre verebilecek duruma getirme, yitirilen bir ekonomik etkinliğin yeniden geliştirilmesi ve canlandırılması, işlemeyen toplumsal işlevlerin işler hale getirilmesi, toplumsal dışlanma olan alanlarda toplumsal bütünleşmenin sağlanması, çevresel kalitenin veya ekolojik dengenin kaybolduğu alanlarda bu dengenin tekrar sağlanması, kentsel gelişmenin toplumsal, ekonomik ve mekansal olarak yeniden ele alındığı ve kentteki sorunlu alanların sağlıklı ve yaşanabilir hale getirilmesi için yıkıp yeniden yapma, canlandırma, sağlıklaştırma veya yeniden yapılandırma için proje üretilmesi ve uygulama yapılması, plansızlığın planlamanın önüne geçtiği, kentsel sorunların bildik planlama yöntem ve metotlarıyla çözülemez olduğu, kentleri giderek gömüldüğü bataktan çıkaracak bir yöntem şeklinde de ifade edilmiştir.

Bir başka ifade ile kentsel dönüşüm; yenileme, canlandırma, yeniden geliştirme, iyileştirme, sağlıklılaştırma, koruma şeklinde şehre yapılan müdahalelerin genel bir ifade biçimi; fiziki, sosyal, ekonomik ve diğer durumlar dikkate alınmak suretiyle şehir içerisinde yer alan yıpranmış yapıların kültürel dokuya zarar vermeden yeniden canlandırılması; şehirleşmeyle birlikte ortaya çıkan problemleri çözmek için tasarlanan yenileme ve geliştirme projesi olarak tanımlanabilmekte ve doktrinde; kentsel alanlarda zamanla meydana gelen sosyal, ekonomik, fiziksel ve ekolojik bozulmaların iyileştirilmesine yönelik faaliyet niteliğinde görenler olduğu gibi, şehrin zamanla eskiyen alanları ile imara aykırı olarak kaçak yapılan yapıların bulunduğu gecekondu bölgelerinin yenilenmesi şeklinde değerlendirenler de bulunmaktadır.

Kentsel dönüşümün tüm uygulamalarını kapsayacak nitelikteki tanımı ise; dönüşüme konu alandaki kentsel sorunların çözümü ve fiziksel, sosyal, ekonomik şartların iyileştirilmesine yönelik kapsamlı bir şekilde yürütülen faaliyetler bütünüdür. Kentsel dönüşümün ilk uygulayıcılarından olan Amerika ve İngiltere’ de, şehirlerdeki kentsel problemleri çözmeye yönelik hükümet politikaları olarak da ifade edilen kentsel dönüşüm kavramı, kısaca, şehirleşmenin getirdiği problemleri çözmeye yönelik olarak yürütülen koruma, yenileme ve geliştirme projeleri olarak ifade edilmektedir.

Şehirler ve şehir parçaları canlı organizmalar gibi gelişir, duraklar ya da çöküntü ve yıkılmaya maruz kalmak suretiyle bir yandan yeni gelişme alanları oluşturularak büyüme devam ederken, diğer taraftan yapılaşmış alanlarda organik büyüme gerçekleştirilemediği için bu alanlar yeniden üretilir. Bu kapsamda, şehirlerdeki değişim ve dönüşüm baskısı sadece doğal afetler veya ekonomik nedenler gibi dış faktörlere bağlı olmayıp doğal süreç içinde gerçekleşen bir olgudur ve şehirlerin dönüşümü süreklidir.

Temelleri 19. yüzyıla dayanan kentsel dönüşüm, kavram olarak zamanla farklı içerikler edinmiş ve kentsel yenilemeden yani sadece fiziki mekân odaklı müdahale anlayışından sıyrılarak ekonomik, sosyal, çevresel sorunları da içine alan bütüncül bir yaklaşıma dönüşmüştür. Bu kapsamda; kentsel dönüşüm, şehrin eskiyen bölgelerindeki yapıların yıkılarak temizlenmesiyle sınırlı olmayıp, aynı zamanda bu bölgelerde iyileştirme, canlandırma, koruma faaliyetleri ve bu bölgelerin kaybettiği ekonomik, sosyal, çevresel değerlerine ulaşması amaçlanmaktadır. Bu kapsamda, kentsel dönüşüm sadece arazi kullanım sorunu ile ilgilenmemekte, bununla birlikte sosyal ve kültürel faaliyetler, bütün şehri ve bölgeyi etkileyen problemler de dönüşümün konusunu teşkil etmektedir. Diğer yandan, kentsel dönüşüm uygulamaları sonucu meydana gelen değer artışı ve ekonomik artış bir amaç değil sonuç olarak değerlendirilmelidir. Aksi takdirde, dönüşüm sonucu oluşacak değer artışı amaç olarak görülmeye başlandığı andan itibaren kentsel dönüşümdeki kamu yararı konusunda ciddi endişeler oluşmaya başlar.

Kentsel dönüşüm politikasının temelinde, yoksulluğu ve şehirlerdeki fiziksel çürümeyi gelecekte tekrar ortaya çıkmayacak şekilde azaltma gayreti bulunmaktadır. Günümüz şehirlerinin içinde bulunduğu değişim ve gelişimlerin büyük çaplı sorunlar meydana getirmesi üzerine idareler kentsel dönüşümü bu sorunlardan kurtuluş aracı olarak görmeye başlamış ve var olan sorunlar üzerinden değerlendirmeler yapmak suretiyle mevcut sistemi kullanarak çözüm üretmeye çalışmışlardır. Ancak, kentsel dönüşümün şehirlerin içinde bulunduğu sorunları çözmeye yönelik bir araç olabilmesi için çevreyi toplumsal yapısı ile bir bütün olarak değerlendirerek, ekonomik ve sosyolojik geçmişini dikkate almak gerekmektedir.

Kentsel dönüşüm uygulamalarını ekonomik, sosyal ve çevre faktörleri ile bir bütün olarak değerlendirmek gerekir. Bu faktörlerin hepsi birbiriyle ilişkili olmakla birlikte, söz konusu faktörleri birbirinden bağımsız olarak düşünmek kentsel sorunlara bütüncül olarak yaklaşılmasını engeller. Bu kapsamda, kentsel dönüşümü, mekansal dönüşüm ile birlikte, mekansal dönüşümün ekonomik, sosyal ve kültürel alana etkisi ve bu etki sonucu meydana gelecek topyekün bir dönüşüm şeklinde düşünmek gerekmektedir. Bu şekildeki bir kentsel dönüşümün; yaşanılan alan ile yapıların fiziksel kalitesinin artırılması, tarihi ve kültürel mekanlar ile yapıların korunması, dönüşüme konu alanda yaşayanların sosyal yönden ıslahının gerçekleştirilmesi ve dönüşüme konu alanın özelliklerine uygun ekonomik fonksiyonlar verilmesi şeklinde faaliyetleri içerdiği görülmektedir.

Kentsel dönüşüm uygulamaları; şehirlerin bazı bölgelerinde oluşan sağlıksız mekan ve hayat şartlarının iyileştirilmesi ile kentsel sosyal alanlara sermayenin uygulanma alanı ve bu alanların sermayenin geliştirilmesine yönelik bir sektör anlayışıyla bakılmasından kaynaklanan temel iki strateji etrafında yapılandırılmaktadır. Bu stratejilerden ilkine, çağdaş şehir anlayışı ve şehirlerde artan suçların ortadan kaldırılması dayanak oluşturmakta iken; ikincisine ise, özellikle son elli yılda artarak devam eden ekonomik krizler sonucu sorunlar yaşayan sermaye çevrelerine ketsel dönüşümler yoluyla mekansal imkanlar sağlamak ve birikim imkanlarını arttırmak dayanak olmuştur.

Kentsel dönüşüm, planlamanın gözardı edilerek plansızlığın yaygınlaştığı şehirlerdeki problemlerin normal planlama yöntemleriyle çözülemeyeceğinden hareketle kabul edilen ve kurtuluş umududur. Bu nedenle, kentsel dönüşüm faaliyetleri plan dahilinde yapılmalıdır. Aksi takdirde, konut açığı sorunu çözülemediği gibi ulusal, şehirsel ve kişisel ekonomi yönünden de farklı sakıncalar ortaya çıkmakta, şehir idareleri beklenmedik anda ve çapta program dışı yatırım yapmak durumunda kalabilmektedir. Bu kapsamda, çarpık ve yoğun yapılaşmanın olduğu, çöküntü alanı halini almış ve altyapının yetersiz olduğu, doğal afetlere açık alanlardaki taşınmazların, şehircilik ilkeleri ve planlama esasları kapsamında yapılan imar planına uygun olarak düzenlenmesi şeklindeki kentsel dönüşüm tanımlaması karşısında, dönüşümün mevcut bir plan dahilinde yapılması gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır. Diğer yandan; yapılaşmış olan çevreye yönelik kentsel dönüşüm uygulamaları ise, şehir planlamasına dışarıdan yapılan müdahale araçları arasında ilk sıralarda yer aldığı görülmektedir.

Kentsel dönüşüm bir süreçtir ve bu süreç kapsamında; dönüşümün uygulama araçlarının yasal olarak belirlenmesi, mali kaynaklarının temini, şehircilik ilkelerine ve çağdaş normlara uygun imar planının hazırlanması, hazırlanan imar planının uygulanabilirlik durumu, uygulama sonucu oluşacak olan yeni taşınmazların hak sahiplerine dağıtımı ve tapuya tescilleri bulunmaktadır. Bu kapsamda, kentsel dönüşüm uyarınca şehirlerin dönüştürülmesi tek boyutlu bir faaliyet olmadığından, dönüşüm ile şehirlerin fiziki sorunları çözülürken aynı zamanda çok daha farklı ve derin sorunlara yol açılmaması gerekir. Bu nedenle, sadece fiziksel mekanın dönüşümü değil, aynı zamanda sosyal ve ekonomik gelişim, doğal ve ekolojik dengenin korunması ile sürdürülebilirliğinin sağlanması amaçlanarak kapsamlı ve bütüncül bir yaklaşımla faaliyet gösterilmeli ki kentsel dönüşüm başarılı bir şekilde sonuçlansın.

Sonuç olarak; kentsel dönüşüm uygulamasının tasarlanmasında yalnızca konut üretimi ya da alanın fiziksel dönüşümü düşüncesiyle hareket edilmemeli, bunlar ile birlikte alanın ekonomik, sosyal ve kültürel özellikleri de dikkate alınmalı ve dönüşüme doğrudan muhatap olan yerel halkın düşüncelerine önem verilerek dönüşüme katılımı sağlanmalıdır.

II. KENTSEL DÖNÜŞÜMÜN YARGI YERLERİNCE DEĞERLENDİRİLMESİ

A. 775 Sayılı Kanun Kapsamında Değerlendirme
775 sayılı Kanunun 18’inci maddesinde, Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yapılacak olan gecekonduların yıktırılacağı hüküm altına alınmak suretiyle, Kanunun yürürlüğünden önce yapılmış olan gecekondular legal olarak yapılmış kabul edilerek yasallaştırılmış ve yapanların tasarrufuna bırakılmıştır. Bu Kanun ile, gecekondu alanlarının yasallaştırılması suretiyle kontrol altına alınması ve Anayasa’da yer verilen sosyal devlet ilkesi kapsamında söz konusu alanlarda yaşayanlara legal yaşam alanları oluşturulması amaçlanmıştır.

Bu Kanun kapsamında yargı yerlerince verilen kararlara ise başlıca şu örnek verilebilir:
Davacıya ait taşınmaz ile üzerindeki binanın gecekondu önleme bölgesi olarak ilan edilmesine ilişkin Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı kararının iptali istemiyle açılan davada, yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen rapor ile dosyanın incelenmesi üzerine Samsun 2. İdare Mahkemesi’nin 03/05/2011 tarihli, E:2010/730, K:2011/370 sayılı karar ile “uyuşmazlık konusu alanın gecekondu önleme bölgesi ilan edilebilecek şartları taşıdığı” gerekçesi doğrultusunda dava reddedilmiştir. Ancak söz konusu kararda, hangi tür taşınmazların ve binaların gecekondu önleme bölgesi sınırlarına dahil edileceği, davacının mülkiyetinde olan taşınmaz ve üzerindeki binanın gecekondu önleme bölgesi sınırlarına dahil edilecek nitelikte olup olmadığı hususları ile tapulu taşınmazların bulunduğu bir alanın gecekondu önleme bölgesi olarak ilan edilmesinin mülkiyet hakkına etkisine yönelik değerlendirmelerin yapılmadığı görülmüştür. Anılan kararın temyiz edilmesi üzerine yapılan incelemede; davacıya ait taşınmazın bulunduğu bölge gecekonduların, kaçak ve yasal yapılaşmaların bir arada bulunduğu alan olmakla birlikte davacıya ait yapının tapulu olduğu ve gecekondu niteliğinin bulunmadığı, Gecekondu Kanunu ve Yönetmelikte bir kısmı tapulu taşınmazlardan oluşan bir alanın gecekondu önleme bölgesi ilan edilip edilemeyeceği hususunda açık bir düzenleme bulunmadığı da dikkate alındığında, tapulu taşınmazın bulunduğu alanın gecekondu önleme bölgesine dahil edilmesi Gecekondu Kanunu kapsamında yapılacak uygulamaların ve tapulu taşınmaz sahiplerinin mülkiyet haklarının ihlaline yol açacağı, gecekondu önleme bölgesi ilanının tapulu taşınmazların bulunmadığı, kaçak yapılaşmaların olduğu alanlarda uygulanmasının gecekondu mevzuatının ruhuna uygun düşeceği, gecekondu niteliği bulunmayan ve davacının tapulu mülkiyetinde olan taşınmaz ile üzerindeki yapının etrafındaki kaçak yapılaşmalarla birlikte bütüncül bir yaklaşım ile gecekondu önleme bölgesi ilan edilmesinin mülkiyet hakkını ihlal ettiği ve ölçülülük ilkesine de aykırı olduğu gerekçeleriyle Danıştay Altıncı Dairesi tarafından bozulmuştur.

Yukarıda yer verilen uyuşmazlığa konu olaydan da anlaşıldığı üzere; 775 sayılı Gecekondu Kanunu uyarınca ilan edilecek olan gecekondu önleme bölgeleri, gecekondulaşmanın bulunduğu alanlarda kaçak yapılaşmanın önüne geçmek için getirilmiş bir sınırlamadır. Yasal olarak yapılaşmasını tamamlamış binalar ile tapulu taşınmazların gecekondu önleme bölgesine dahil edilmesi 775 sayılı Kanunun amacına aykırı bir durum ortaya çıkaracak ve mülkiyet hakkının ihlaline yol açacaktır. Gecekondulaşma ve kaçak yapılaşmanın yoğun olduğu alandaki yasal olarak yapılmış tapulu binaları da kapsayacak şekilde bölgenin geneline yönelik iyileştirme gerçekleştirilmek istenilmesi durumunda ise, tapulu taşınmazlar ile üzerindeki mevzuata uygun yapıların mülkiyet hakkını da koruyacak şekilde 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 73. maddesi uyarınca kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilerek alanın geneline yönelik uygulama yapılması daha uygun bir çözüm olacaktır.

B. 5366 Sayılı Kanun Kapsamında Değerlendirme

Bu Kanun kapsamında uygulanan yenileme alanlarında başlıca sorunlar, yenileme alanlarının sınırlarının belirlenmesinde, tarihi ve kültürel taşınmaz varlıkların yıprandığının ve yenilemeye ihtiyacı olduğunun tespitinde, yıpranan taşınmaz varlıkların bulunduğu bölgede yer alan sağlam yapıların da yenileme alanı sınırları içerisine dahil edilmesinin mülkiyet hakkına müdahale olup olmayacağı şeklinde ortaya çıkmaktadır. Bu sorunlara ilişkin olarak yargı mercilerince verilen kararlara şöyle bir örnek verilebilir:
Ankara Tarihi Kent Merkezi kapsamında yer alan Ulus, Hacıbayram Camii ve Civarı, Bentderesi İle Ankara Kalesi ve Civarını kapsayan alanın 5366 sayılı Yıpranan Tarihi ve Kültürel Taşınmaz Varlıkların Yenilenerek Korunması ve Yaşatılarak Kullanılması Hakkında Kanun’un 2. maddesi uyarınca “Yenileme Alanı” olarak tespit edilmesine ilişkin 07.09.2005 günlü, 25929 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 08.08.2005 günlü, 2005/9289 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile yenileme alanı olarak tespit edilen bölge içerisinde bulunan ilgili parsel ile üzerindeki yapının da Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından kamulaştırılmasında, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 27. maddesine göre “Acele Kamulaştırmanın” uygulanmasına ilişkin 21.03.2007 günlü, 26469 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Bakanlar Kurulu’nun 15.03.2007 günlü, 2007/11836 sayılı kararı ile bu karar uyarınca Ankara Büyükşehir Belediye Encümeni’nin acele kamulaştırma yapılmasına ilişkin kararının ve bu kararın tashihine ilişkin encüme kararının iptali istemiyle açılan davada, Danıştay Altıncı Dairesince;

Bir alanın 5366 sayılı Kanun uyarınca yenileme alanı olarak belirlenebilmesi için öncelikle bu bölgenin kültür ve tabiat varlıklarını koruma kurulunca sit alanı olarak tescil ve ilan edilmiş olan bölge ve bu bölgelere ait koruma alanları içinde yer alması ve aynı bölgenin yıpranmış ve özelliğini kaybetmeye yüz tutmuş olmasının gerektiği, dava konusu yenileme alanı sınırlarının tespitine ilişkin Bakanlar Kurulu Kararında, alanın büyüklüğü nedeniyle sınırın X ve Y koordinatları şeklinde belirtilmekle yetinildiği ve Ankara Tarihi Kent Merkezi kapsamında sit alanı ve koruma alanı olarak belirlenen bölgenin sınırlarının bu kararda işaretli olmadığı, dolayısıyla sit alanı ve koruma alanı sınırları ile yenileme alanı sınırlarının çakışıp çakışmadığının anlaşılamadığı, buna ilişkin olarak dosyada başkaca bir belge de olmadığından, yenileme alanı sınırı tespitine ilişkin Bakanlar Kurulu kararının bu yönüyle 5366 sayılı Yasaya uygun olup olmadığının tespitinin yapılamaması üzerine, belirtilen hususun teknik bilgiyi gerektirmesi nedeniyle yerinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırıldığı; düzenlenen raporda, alanın büyüklüğü nedeniyle sınırın X ve Y koordinatları şeklinde belirtildiği, bu koordinatların halihazır haritalarda gösterilmediği, Ankara Tarihi Kent Merkezi kapsamında sit alanı ve koruma alanı olarak belirlenen bölgenin sınırlarının bu kararda işaretli olmadığı, dolayısıyla sit alanı ve koruma alanı sınırları ile yenileme alanı sınırlarının çakışıp çakışmadığının anlaşılamadığı, bu nedenlere bağlı olarak yenileme alanı sınırı tespitine ilişkin Bakanlar Kurulu kararının 5366 sayılı Yasaya uygun olmadığı; ayrıca, sunulan krokide kentsel ve arkeolojik sit alanları ile bu alanlara ait koruma alanlarının sınırlarının gösterilmediği, Bakanlar Kurulu’nun Ankara Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu’nun sit ve koruma alanı olarak belirlediği alandan daha kapsamlı bir alanı yenileme alanı ilan etmesinin 5366 sayılı Kanuna uygun olmadığı, diğer yandan, 5366 sayılı Kanunun Uygulama Yönetmeliği ile yenileme alanı sınırı tespit edilmeden yapılması gereken tespitlerin çoğunun alan belirlendikten sonra, plan yapım aşaması için yapıldığının belirtildiği, 5366 sayılı Kanun uyarınca bir bölgenin yenileme alanı olarak saptanabilmesi için bölgenin sit alanı ve koruma alanlarını içermesinin yanı sıra bu özellikteki alanın yıpranmış ve özelliğini kaybetmeye yüz tutmuş olduğunun da ortaya konulması gerektiğinden, yörenin anılan Kanun ile öngörülen şartları taşıyıp taşımadığı incelenmeden yenileme alanı sınırı kararını vermesi nedeniyle de Bakanlar Kurulu kararının 5366 sayılı Kanun’a uygun olmadığı, hukuka aykırılığı tespit edilen Bakanlar Kurulu kararına dayanılarak uyuşmazlık konusu taşınmazın acele kamulaştırılmasında ve bu karar uyarınca büyükşehir belediye encümenince alınan kararlarda da hukuka uyarlık görülmediği gerekçeleriyle dava konusu işlemlerin iptaline karar vermiştir.
Danıştay Altıncı Dairesinin anılan kararının temyiz edilmesi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu tarafından;

5366 sayılı Yasa uyarınca, bir bölgenin yenileme alanı olarak saptanabilmesi için bölgenin sadece sit alanı ve koruma alanları içinde kalması yeterli olmayıp, aynı zamanda bu alanın yıpranmış ve özelliğini kaybetmeye yüz tutmuş olduğunun da ortaya konulmasının zorunlu olduğu, bu itibarla, dava konusu edilen kararın hukuka uygun olup olmadığının saptanabilmesi için; yenileme alanı sınırının 5366 sayılı Yasa’ya uygun olarak belirlenip belirlenmediğinin ve bölgenin anılan Yasa ile öngörülen şartları taşıyıp taşımadığının bölgenin bütünü incelenmek suretiyle ortaya konulması, sonrasında da uyuşmazlığa konu taşınmazların yenileme alanı içerisinde yer almasının uygun olup olmadığının saptanması gerektiği,

Belirtilen hususların teknik bilgiyi ve incelemeyi gerektirmesi nedeniyle konusunda uzman bilirkişilerce yerinde yapılacak keşif ve bilirkişi incelemesinden sonra uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasının zorunlu olduğu, nitekim, Danıştay Altıncı Dairesi tarafından da, bilirkişi kurulu oluşturularak yerinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırıldığı, ancak düzenlenen bilirkişi raporunda, uyuşmazlık konusu olan ve çözümü gereken hususların saptanması ile yetinildiğinin anlaşıldığı; uyuşmazlığın çözümü ise, öncelikle koordinatlar gösterilmek suretiyle belirlenen yenileme alanı sınırlarının, sit alanı ve koruma alanı sınırları ile çakışıp çakışmadığının ve yenileme alanının yıpranmış ve özelliğini kaybetmeye yüz tutmuş olup olmadığının, alanın bütünü incelenmek suretiyle tespitine bağlı olduğu, idare tarafından; koordinatlar kullanılarak yenileme alanı sınırlarının tespitinin olanaklı olduğu, yenileme alanı sınırlarının işlendiği halihazır haritaların Bakanlar Kurulu Kararına ait işlem dosyası içinde Bakanlar Kuruluna sunulduğu, yapılan keşifte alanın bütününe yönelik bir inceleme yapılmadığının ileri sürüldüğünden,

Anılan hususların açıklığa kavuşturulabilmesi için, aralarında harita mühendisinin de olacağı alanında uzman kişilerden oluşturulacak yeni bir bilirkişi kurulunca, dava konusu Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan krokide gösterilen koordinatların, halihazır haritalar üzerinde gösterilmesinin, böylece yeryüzünde isabet ettiği noktaların belirlenmesinin olanaklı olup olmadığının, olanaklı ise, belirlenen noktaların sit ve koruma alanı sınırları ile çakışıp çakışmadığının, idare tarafından Bakanlar Kuruluna işlem dosyası içinde sunulduğu iddia edilen halihazır haritalar da istenilmek ve incelenmek suretiyle tespiti; bu tespit yapıldıktan sonra da, belirlenen sınırlar içinde kalan alanın bütünü yerine gidilerek görülmek ve incelenmek suretiyle yıpranmış ve özelliğini kaybetmeye yüz tutmuş olup olmadığının araştırılması gerekmekte olup, böyle bir araştırma yapılmadan hazırlanan bilirkişi raporuna dayanılarak verilen kararda hukuki isabet görülmediği gerekçeleriyle Danıştay Altıncı Dairesinin kararı bozulmuştur.

Yorum Yazın:

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir